Robotlar şair olmanın hayalini mi kuruyor?

Şiir, dilin ritmik özelliğinden yararlanıldığı güçlü bir ifade biçimi olarak kullanılan bir edebiyat türüdür. Sümerlerin Gılgamış Destanı’na kadar uzanan köklü bir tarihe sahip olan Şiir, geçmişten günümüze pek çok halk müziğine ve sahne sanatına etkisi oldu. Gelgelelim, günümüzde bilgisayarların sahip olduğu özellikler bir sone yazabilecek ‘derinliğe’ ulaştığını görüyoruz. Peki bu durum, bir teknoloji parçasının insan duygusunu ifade edebileceği anlamına mı geliyor?

Şiir sadece kelimelerin kafiyeli yazılması ile alakalı değildir, ayrıca yazarların duygu ve düşüncelerini yoğun bir şekilde aktarabilmesini sağlayan bir edebi türdür. Her bir şiir çeşidinin kendine has bir dokusu, sesi ve ritmi bulunur.

 

Bilgisayarlar ya da robotlar, insana ait duyguları canlandırarak ortaya bir ürün olarak şiir çıkarabilirse; şefkat, öfke ve arzu gibi insana dair duyguları hissedebildikleri ya da anlayabildikleri anlamına mı gelmektedir?

 

The Daily Mail, Swiftkey tarafından tasarlanan robotun Shakespeare’ın tüm eserlerini öğrendikten sonra bir sone yazabilme yetisini geliştirebildiğini rapor etti. Öğrenme ve yazma gibi yetiler, artık makinelerin de sahibi olduğu insana ait karakter özellikleridir.

 

Hiç şüphesiz ki teknoloji ve makineler artık hayatımızı ele geçirmiş durumda. Tost yapmaktan araba kullanmaya, modern hayatımızın her bir safhasında bizlere birer yardımcı olarak hazır bulunuyorlar. Yapay zeka sayesinde ise kullandığımız bu makineler artık büyük ölçüde evrim geçirdiler.

 

Düşünce gücü artık çoğu teknoloji yazılımlarında görülebilir bir özellik haline geldi. Örneğin iPhone’un zeki Siri‘sine de bir bakın; kendisi hem pek çok dili anadili gibi konuşabiliyor, hem de ses komutlarını yerine getirebiliyor.

 

 

William Shakespeare (1564-1616)

William Shakespeare (1564-1616)

Bir programcı, William Shakespeare’in eserlerine benzer şekilde soneler yazabilen ‘Fluency’ adında bir yapay zeka ile öğrenme algoritması yarattı. Android kullanıcılarının söz dizimi ve yazı biçeminden faydalanarak, makine kendi başına soneler oluşturabiliyor ki bu da ortaya çıkan yazıda yine bir insan etkisinin var olduğunu gösteriyor.

 

Fluency programını deneyen yazar Matias: “ tam da bir yapay zekadan beklenildiği gibi, elbette metaforların birbirlerine karıştırıldığı bir sonuç elde ediyoruz, fakat metaforlar kaosu ile oluşturulan bu ürün, programın bir edebi anlayışına sahip olduğu anlamına mı gelmiş oluyor?” şeklinde de bizlere bir soru yönlendiriyor.

 

Bot or Not’ web sitesi, kullanıcılarına görüntülenen şiirin insan tarafından mı bilgisayar tarafından mı yazıldığı üzerine bir tahmin yürütmelerini isteyen bir oyun sunuyor. ‘Şiir üzerine bir Turing testi’ şeklinde açıklanan bu oyunda cevabınızı seçtiğiniz anda size gerçek yanıt ile geri dönülmekte ve görüntülenen şiirin robot tarafından mı yoksa gerçek bir şair tarafından mı yazıldığına dair bir sonuç verilmektedir.

 

www.botpoet.com sitesini ziyaret ederek siz de şiirleri bilgisayarların mu yoksa yazılımın mı yazdığını tahmin edebilirsiniz. Bakalım farkı bulabilecek misiniz?

www.botpoet.com sitesini ziyaret ederek siz de şiirleri bilgisayarların mu yoksa yazılımın mı yazdığını tahmin edebilirsiniz. Bakalım farkı bulabilecek misiniz?

 

Bilmeyenler için, Turing testi aslında 1950 yılında Alan Turing tarafından geliştirildi ve günümüzde makinelerin zeka davranışlarını ölçmekte kullanılmaktadır.

 

 

Test en basit haliyle farklı odalardaki insan ve bilgisayar arasında bir mesaj alış verişini sağlayan doğal bir iletişim sağlama ile ilgiliydi. Söz konusu bilgisayar eğer insan dilini algılayabiliyor ve buna karşılık mantıklı cevaplar üretebiliyorsa, makine ‘düşünebiliyor’ anlamına gelmekteydi.

 

dafakn

Turing testi bu mantıkla yapılıyor.

Konumuz olan şiire geri dönersek, eğer bir bilgisayar yazabiliyor ve okuyabiliyorsa, hatta aynen bir insan gibi şiir yazabiliyorsa düşünme yetisine de sahiptir diyebilir miyiz ? Düşüncelerimiz anılarımızı oluşturur; onlar öğrenilen bilgilerimizin saklandığı ve kim olduğumuzu belirleyen kara kutularımızdır.

 

Düşünme ya da var olma sadece canlı organizmaların sahip olabileceği bir karakteristik özellik, fakat bilgiler ile programlanma hali belki de bilgisayarlar ile paylaştığımız ortak bir payda haline gelmiş olabilir. Aynen Kutsal yazınlardaki insanlığın Tanrı’nın suretinden yaratıldığı inancında olduğu gibi, Teknoloji de insan suretinden yaratıldı. İnsanlar, tanrının rolüne mi bürünmeye çabalıyor yoksa?

 

Modern filozofinin önderlerinden Descardes

Modern felsefesenin önderlerinden Descartes

Descartes’ın (1637) “Cogito Ergo Sum”, yani Düşünüyorum öyleyse varım düşüncesi Batı Felsefe’sinin temel taşını oluşturmakta ve bilimin günümüzdeki halini şekillendirmiştir.

 

Bilgi ya da diğer düşünce elementleri hayal gücü ya da yanılsamanın bir yansımasını oluştururken, Descartes insanın kendi varlığını kanıtlamanın şüphe etme eyleminden geçtiğine inanıyordu. Ona göre var olabilmek için bir düşüncenin de varlığı gerekmekteydi.

 

Bu ise aklımıza şu soruyu getiriyor; acaba bilgisayarların da şüphe etme yetileri var mı? Cevabımız ise evet. Günümüzde robotlar artık kendisinin var olduğu “farkındalığına” sahip olarak üretiliyorlar.

 

Pittsburgh’taki Carnegie Mellon Üniversitesi’nden Lerrel Pinto ve Abhinav Gupta, güçlü öğrenme kabiliyeti gibi özelliklere sahip Baxter adında bir robot ürettiler. Bu robotun merak duygusunu uyandırmak ve öğrenme refleksini geliştirmek için önüne rastgele objeler koydular.

 

Baxter, fabrika işleri gibi tekrar eden görevlerde yer almak üzere tasarlanan iki kollu endüstriyel bir robottur. Her kolu iki parmaklı standart bir kıskaca sahip ve eline aldığını görebilmesini sağlayan yüksek çözünürlüklü bir kameraya sahip. Bunun yanında önündeki masayı gözden geçirebilmesini sağlayan Microsoft Kinect sensörüne sahip.

 

robot

Baxter

 

Pinto ve Gupta, robotun öğrenmesini olanaklı hale getirebilmek için, her gün 10 saat önüne farklı objeler yerleştirirerek Baxter’ı bir odada yalnız bırakırlar ve hiç bir insan müdahalesi olmadan bu objeleri kıskaçlarıyla tutarak ve yere bırakarak ne olduğunu algılayabilmesi için ona süre tanırlar. Eğer robot yere bir obje düşürürse devam edebileceği başka pek çok obje daha da yanında bulunmaktadır.

 

700 saat sonra Baxter, 50,000 obje içerisinden 150 farklı objeyi kavramıştır. Her bir seferinde ise hangi tür kavrayış biçiminin başarı elde edip etmeyeceğini öğrenmiş oldu. Bu objeler arasında, TV kumandasından, pilastik arabalar, silahlar ve aynı boyda diğer oyuncaklar bulunmaktaydı. Aniden Chappie (2015) filmi akıllara gelir!

 

Bu süreç Baxter’ın her bir seferde %80 oranında bir başarı ile idrak edebildiğini tahmin etmesine olanak sağlayan bir öğrenme deneyimi geliştirdi. Bu öğrenme oranına sahip Baxter gibi robotlar ile bilgisayarların bizleri yenebileceği ve ele geçirebileceği bir dönemin gelmesine çok yakın olduğunu görüyoruz.

 

IBM yarafından üretilmiş satranç oynayabilen Deep Blue‘yu hatırlıyor musunuz? Usullere uygun zaman dilimleri kontrolleri altında dünya şampiyonası karşısında hem bir satranç oyunu hem de bir satranç maçını yenen ilk yapay zeka olarak bilinmektedir.

 

Gary Kasparov & IBM

Garry Kasparov & IBM

Yandaki görsel, IBM’in Garry Kasparaov’u yendiği 1997 yılından bir Satranç Müsabakası’na aittir. Kasparov, 19 hamle sonrasında oyundan pes etmek durumunda kalmıştı.

 

Bir edebi tür olarak şiir, komplike rakamlarla, formule edilmiş manevralarla ya da hesaplanan adımlarla ilerleyen bir satranç oyunu elbette değil. Şiir tamamiyle farklı bir yetkinlik ister. İnsan kavrayışını rakalamlarla değil, kelimelerle ifade eder ve eğer bir robot bunu çözümleyebilirse onun yaşadığını da söyleyebilir miyiz?

 

2010 yılında Zachary Scholl yarafından yürütülmüş olan bir test, Turing testini geçen bir şiir ile sonuç verdi. Aşağıda da görebildiğiniz bu şiir metaforlarla bezenmiştir, bu yüzden okuyan her insan, yazarının bir insan olduğunu düşünebilmekte, fakat gerçekte bir bilgisayar algoritması tarafından yazıldı.

 

Şimşek tarafından dönüştürülen bir yuva,

birbirinin aynısı hücreler ile boğuyor

gezegenin aç gözlü dünyasını, Dünya.

Mekanik boynuzlarla saldırdılar

çünkü seni seviyorlar, aşk, ateş ve rüzgarda var oluyorsun sen.

Baharı beklemenin zamanı geldi mi diye soruyorsun.

Dallarını sarkıtmanın zamanı geldi işte,

çünkü sen niye büyüdüğünü bilmeyen

hoş kokulu bir elmassın.

( Bu şiir, Bilgisayar tarafından orjinal dili İngilizce olarak 2010 yılında yazıldı)

 

Metne dikkatlice bakıldığında insanın bunu yazmadığına inanmak çok zor. Anlatılmak istenileni metaforlar yardımıyla ifade etmiş, şiirin şaşırtıcı bir derinliğe sahip olduğunu görüyoruz. Mantığı insanlardan daha iyi, hızlı ve daha belirgin kullanabilme yetisi ile bilgisayarların tek bir amacı olduğunu gösteriyor; o da insan hatasına yer vermemek.

 

 

Bilinen en eski yazılı epik şiir.

Bilinen en eski yazılı epik şiir.

İlk şiir örneklerine baktığımızda Mezapotamya’da ortaya çıkan tarihteki ilk yazılı destan olan M.Ö. 2000 yılında yazılmış Gılgamış Destanı’nı görüyoruz. Tarihi olayların sembolik bir şekilde anlatıldığı bu epik şiir bilinen en eski aşk şiiri olarak sayılmaktadır.

 

Uruk kralı Gılgamış’ın ölümsüzlüğü arayışının öyküsünün anlatıldığı destan aynı zamanda Nuh Tufanı’nın en eski sürümünü de barındırmaktadır. Gılgamış, en yakın dostu Enkidu’nun ölümünün ardından giriştiği ölümsüzlüğe ulaşma çabasının bir sonuca ulaşmayacağını ve Tanrı Enlil’in öğütleriyle, insanın ancak büyük bir ad bırakmakla ölümsüzlüğe erişebileceğini kabul etmiştir.

 

Destanda Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taşmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in başlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak sağ kaldığını öğrendiği Utnapiştim’i bulmak üzere yola çıkar.

 

Utnapiştim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir. Utnapiştim’i bulan Gılgamış, onun verdiği ölümsüzlük otuyla gençliğine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada başlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boş döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediğini belirtir. Destan Gılgamış’ın ölüm karşısında acı yenilgisiyle biter.

 

Bu tabletler bu hikayeyi eşi benzeri olmayan bir tarzda anlatmaktadır ve bilgisayar tarafından yazılmış bir şiiri Gılgamış Destanı ile karşılaştırdığımızda hikaye anlatım tarzının ne kadar benzer olduğunu da gözlemleyebiliriz; her iki şiirde de doğa, hayat, ölüm, arzu gibi temalar kullanılmış olması çok şaşırtıcı. Peki bu durum biz insanlara neyi göstermektedir? Yapay zekanın insanlarla benzer olduğunu farz edebilir miyiz?

 

North Carolina Automated Insight teknoloji şirketi, otomatik olarak büyük yoğunlukta veri raporlama üretebilen robot gazeteciler üretti. Bu robot gazeteciler hali hazırda Associated Press ve Yahoo gibi şirketler tarafından kullanılmaya başlandı bile.

 

 

 

Wordsmith, yoğun bir veri dizisine dayanan doğal dille yazılmış makaleler yazmak üzere tasarlanmış diğer bir platformdur. CVS dosyası olarak yüklenmiş ve bir dizi veri tarafından belirlenmiş her bir projede çoklu “anlatım türleri”ni bu şekilde oluşturabilirsiniz. Anahtar kelimeleri değiş tokuş ederek ve ardından bir mantık ekleyerek en temel yapıları yazabiliyor.

 

Robot gazetecilik, gelecekte pek çok yazarı işinden alacak gibi gözüküyor. Halkla ilişkiler ve medya yöneticisi James Kotecki bu durumu şu ifadeler ile yorumluyor: “Wordsmith’i en iyi şekilde bir muhabir asistanı olarak düşünebiliriz. Sıkıcı ayak işleriyle uğraşarak, gerçek muhabirlerin haberin asıl piştiği yer olan analiz sürecinde onlara yardımcı olabilirler.”

 

Bilgisayar kim, ne, nerede ve ne zamanı kontrol altına alabilir,” şeklinde devam eden Kotecki, Kuzey Carolina Üniversitesi’nde iletişim bölümü profesörünü yeniden yorumlayarak: “Böylelikle insanlar niye ve nasıl üzerine daha çok yoğunlaşabilirler.” şeklinde de ekliyor.

 

Ethical Technology’nin yazarı olan Hank Pellissier, robot köleliği üzerine hassas bir konuya değindi. Pellissier: “Robotlar itaat eder. Bir robot, Efendisi’nin emirlerini gerçekleştirir. Robot bir köledir aslında. Günümüzün androidleri oldukça “ilkeller” – hala tam olarak “insan” olmuş değiller. Fakat çok yakında biz insanlardan ayırt edilemez hale gelecekler ve her isteğimizi gerçekleştirmek üzere tasarlanmış olan bu türlerin varlığı köleliğin de yeniden dönüşüne sebep olacak. Elbette onlar sadece birer “robot”, fakat bir de milyonlarcasının var olduğunu bir düşünün!”

 

Bir robot emirlere itaat etmek üzere programlandıysa, ama bu özelliğinin yanında iletişim kurma, şiir yazma ve oyun oynama gibi yeteneklere de sahipse bir şekilde saygıyı da haketmiyor mu sizce?

 

Görüyoruz ki bilgisayarlar her şeyi yapabiliyor! Makalenin başından sonuna kadar robotların şiir ve makale yazabildiğini, satranç oynayabildiğini anlatmaya çalıştık. Peki bu durum toplumlar için ne ifade ediyor?

 

İlk olarak aklımıza 2015 yılında vizyona giren Chappie filmi geliyor! Futuristik bir film olan Chappie’de bir robot için duygusal bir hassasiyet yaratılması gündeme getirilmiş. Yakın bir gelecekte geçen hikayede, mekanik robotlardan oluşan polis güçleri, devletin baskıcı tutumu ile sistemin yegane kolluk kuvveti haline gelir.

 

Düşünen robot Chappie

Düşünen robot Chappie

 

Ancak, insanlar gitgide usandıkları bu robotlara karşı koymaya hazırlığındadırlar. Bu robot polislerden birisi, bir çete tarafından çalınır ve yazılımcı Deon tarafından yeniden programlanır. Deon ilk kez kendi adına düşünen ve hisseden bir robot yapmayı başarır. Chappie adını verdiği bu robot kısa süre içerisinde düzene ve insanlığa karşı bir tehdit olarak algılanacaktır.

 

Makaleyi bir insan tarafından (acaba?) yazılmış değerli bir söz ile sonlandıracağım:

 

ISAAC ASIMOV, Astounding Science Fiction, Mart 1942

“İnsanların robotlara dönüşeceği gerçeği geleceğin korkulu rüyası olabilir. Robotların isyan edemeyeceği durumu bir gerçek. Fakat, insanların doğasıyla doğru orantıda gelişecek olan bu varlıkların aklı selim kalacağını ummak da akıl karı değil, “Golem”lere dönüşebilir ve dünyayı ve kendilerini yok etmeye eğilimli hale gelebilirler, çünkü yaşamın bu anlamsızlığının yarattığı iç sıkıntısına bizim gibi dayanıklılık göstermeyebilirler”.

 

Asimov'un söylediği gibi; Robotlarda zamanla değişecekler.

Asimov’un söylediği gibi; Robotlarda zamanla değişecekler.

 

Cloudnames’te ne yapıyoruz

Online platformda en iyisi olmanız için gereken her şey için Cloudnames size yardımcı olabilir. Dijital hesaplarınızı, web sitenizi, Sosyal Medya Pazarlama ve diğer tüm karmaşık teknik detayların sizin yerinize yönetimini devralabilir, gelirinizi arttırmak üzere etkili bir büyüme adına size yardımcı olabiliriz.

 

Sadece mobil uyumlu modern bir web sitesi tasarlamıyoruz, müşterilerinizin de talepleri doğrultusunda hizmetler de sunuyoruz. Web sitenizin yönetimini devralıyor ve düzenli aralıklarla güvenlik ve güncelleştirilmesini de sağlıyoruz.

 

Arama Motoru Optimizasyonu, Arama Motoru Pazarlama, Sosyal Medya Pazarlamanın yanında, e-mail ve banner reklamları gibi diğer online pazarlama kampanyalarıyla da ilgileniyoruz. Tüm bunların yanında dijital platformda gelir elde etmenizde size yardımcı olacak grafik tasarım, fotoğraf, video, metin içeriği oluşturma gibi diğer unsurlar da hizmetlerimiz arasındadır. Herhangi bir sorunuz varsa lütfen bizimle iletişime geçin! Çalışma saatleri (9:00 – 18:00) arasında, telefon numaramızdan +90 (212) 243 7991 bizimle iletişime geçebilir ya da e-mail ile sorularınızı doğrudan bize iletebilirsiniz: salestr@cloudnames.com ya da iletişim bilgilerinizi aşağıya bırakabilirseniz size anında dönüş yapabiliriz.

 

 

 

 

İlginizi çekebilecek diğer makaleler

 

Sosyal medya ve Dijital Pazarlama ile ilgileniyorsanız, lütfen blog sayfamızı takip edin. Ürününüzü veya hizmetinizin reklamını arama motorlarında yapıyor musunuz? Lütfen aşağıdaki yorum köşemizden bizi bilgilendirin ve ikonu tıklayarak makalemizi arkadaşlarınızla paylaşın. Unutmayın, paylaşmak önemsemektir!

Recent Posts

Leave a Comment

Start typing and press Enter to search

Bulut Bilişim