Şirketinizin Ömrünü Nasıl Uzatırsınız?

Günümüzde küresel ekonomide yer kaplayan tüm şirketlerin ömürleri bir veba salgınına yakalanmış gibi yıl ve yıl kısalmaya devam ediyor. Amsterdam’daki Stratix Grup’un araştırmasına göre, Japonya ve Avrupa’daki ortalama bir şirket ömrü 12.5 yıla dayanıyor. Almanya ise bu ortalamanın biraz daha üstüne çıkarak şirket dayanma gücü yıllık ortalamalarına, 18 yıl ile dahil oluyor. Fakat bu durum Türkiye’de biraz daha üzücü, son araştırmalara göre Türkiyeli şirketlerin %80’inin 5. yıllarını göremediği ortaya çıktı. Peki soruyoruz neden şirket ömürleri gün geçtikçe kısalmaya devam ediyor?

İnsanlar işletmelerin başarısızlığını haksız rekabete dayandırır; bazıları ise şirketin dayanıklılığına, yaşına bakmaksızın onları en kötü etkileyen unsurlardan biri olarak ülkelerin kötü ekonomik politikalarına işaret eder. Doğru ya da yanlış, günümüzde çoğu şirketin çeşitli sebeplerle iflas, likidasyona çevrilme ya da başka şirketlerle birleşme gibi durumlarla karşılaşarak zamanını doldurduğunu görüyoruz.

 

Günümüzde General Motors gibi bir şirket batmamak için devlet desteğine ihtiyaç duyabiliyor, ya da dijital kamerayı icat eden Kodak, nakit girişi için dijital patentlerini satışa çıkarabiliyor. Peki pek çoğunun hayatı pamuk ipliğine bağlıyken, bir şirketin ömrünü uzatmak için ne yapılabilir?

 

Kısa süre önce Santa Fe Üniversitesi‘nde Royal Science Interface dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, bir şirketin ortalama yaşının günümüzde 10 yıla kadar düştüğü görülüyor. Daha da ilginci Üniversite’deki araştırmacılar biyoloji biliminde kullanılan metodlardan yardım alarak şirketleri incelemeye koyuldular.

 

Neden mi? Çünkü hem şirket hem de canlı bir organizma, bütünlüğün korunması için birbirleriyle dayanışma içerisinde bir bütün olarak yaşayan elementlerin bulunduğu kompleks bir yapıya sahip. Her ikisi de tek bir parçanın bozulmasıyla “ölüm” riskiyle karşı karşıya; ve yine her ikisi de her bir parçanın birbirleriyle olan iletişiminin doğru yürütülmesine ihtiyacı v herar, ikisi de stres, yaşlanma, ilgisizlik ve “hastalık” gibi unsurlara karşı hassas olabiliyor, her ikisi de hasmane bir ortama karşı savunma mekanizması geliştirebiliyor ve son olarak çevresine adapte olamamaları durumunda her ikisinin de sonu ölümcül olabiliyor. Şirket ömrünün günümüzde neden bu kadar kısaldığı ile ilgili bir kaç unsuru işte sizin için derledik.

 

 

Adaptasyon

1859 yılında Charles Darwin “Türlerin Kökeni” çalışmasını yayınladığında, sadece insanlık tarihini değiştirmiş olmadı, canlı davranışları üzerine yapılan tüm çalışmalara yeni bir vizyon katmış oldu. Darwin’e göre ise en iyi adaptasyon örneğini insanlık sergilemekteydi.

 

Kalıtım aile bireylerine benzer çocuklar üretebilir, fakat bu kalıtımsal etkilerin her bir üremede adaptasyona en uygun olanının karakteristik özellikleri kalıtıma dahil oluyor. “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir hayatta kalan.” diyor Darwin.

 

Şirketler söz konusu olduğunda, en uzun yaşayanın adapte olabilen şirketler olduğu görülüyor. Bu şirketlerin, ürünlerini pazarlamaya çalıştıkları mekana göre en iyi şekilde adapte olabilen şirketler olduğunu görüyoruz – buna finans dilinde lokalizasyon deniliyor.

 

Hindistan pazarına uyarlanmış Gilette’in permatik ürünlerinin değişimini buna örnek olarak verebiliriz. Gilette, hedefledikleri müşterilerinin istekleri ve ihtiyaçlarını en iyi şekilde gözlemleyebilmiş olduğunu görüyoruz.

 

 

 

Hindistan’ın kırsal kesimlerinde sakal traşı deneyiminin değişebildiğini görüyoruz, çünkü bırada yaşayan insanların ya çok az suyu var, ya da hiç su kullanmıyor. Bu yüzden Gilette, ürün değişikliğine giderek daha kolay durulanabilinen ve daha kolay tutulabilinen permatik ürünlerini Hindistan pazarına sundu. Reklam kampanyalarını da “Artık durulamaya gerek kalmadı!” gibi sloganlarla yürüttü.

 

 

 

McDonalds küreselleşmeye en iyi ayak uyduran şirketlerden biri. İşte McDonals'ın Japonya restorantlarındaki menüsü. Balık hamburgerleri hemen dikkat çekiyor.

McDonalds küreselleşmeye en iyi ayak uyduran şirketlerden biri. İşte McDonals’ın Japonya restorantlarındaki menüsü. Balık hamburgerleri hemen dikkat çekiyor.

Başka bir örnek ise menülerini bölgeden bölgeye değişikliğe gidebilme vizyonunu gösteren McDonald’s. Örneğin Japon pazarında McDonald’s, Japon mutfağına daha yakın yiyeceklerle müşterilerine hizmet verirken, müslüman ülkelerde ise helal et ürünleriyle müşterilerinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Buna benzer değişiklikleri Coca Cola’da da gözlemleyebiliyoruz; yoğun şeker tüketiminin bulunduğu Amerika’da daha farklı tatlara bürünen bu içecek türü, başka ülkelerde ise içeceğin asit oranı azaltılarak müşterilere sunulabiliniyor.

 

 

Teknolojik gelişmeler sayesinde, ürünlerin dağıtım oranlarında da büyük oranda artış görülmektedir. Telefonların pazarda yer alması 39 yıl sürerken bu süre cep telefonlarında altı yıl, akıllı telefonlarda ise üç yıl kadar kısa bir zamanda gerçekleşti.

 

Bu da bize, Polaroid ya da Borders gibi yavaş yavaş yok olmak istemiyorlarsa, şirketlerin devamlı değişen yaşam döngülerine kendilerini adapte etmeleri gerektiğini gözler önüne sermektedir.

 

Dayanışma

Topluluk, bir çok farklı türün birbirleriyle aynı mekanda etkileşime geçmesi demektir. Bunun doğada pek çok örneği bulunuyor; örneğin pek çok hayvana ev sahipliği yapan ağaçlar, ya da köklerini saldığı toprakta bulunan bakteri ve mantarlar… Bunların hepsi birer biyolojik topluluğu oluşturur. Hepsinin varlığı bir döngünün parçasıdır ve var olmalarının yarattığı dinamiklerle birbirlerinin hayatlarına farkında olmadan destek olurlar.

Farklı cinslerden iki canlının karşılıklı yardımlaşması biyolojik toplulukları oluşturuyor. Fotoğrafta bir bufalo ve ağaç kakanın ortak yaşam örneği görülüyor.

Farklı cinslerden iki canlının karşılıklı yardımlaşması biyolojik toplulukları oluşturuyor. Fotoğrafta bir bufalo ve ağaç kakanın ortak yaşam örneği görülüyor.

 

İşletmeler de benzer döngülere sahiptir. Aynı sektörde yarış halinde olmalarına rağmen, şirketlerin de kendilerini geliştirmesi için birbirlerine ihtiyaçları var. Habermas’ın da vurguladığı gibi; toplulukların ilerlemeleri, içinde barındırdıkları antagonizm dinamiklerinin özgürce dolaşmasına bağlıdır. Fakat işletmeler söz konusu olduğunda başka bir konu daha gündeme gelebiliyor; o da elbette ki ticari bir örgüt olarak aile şirketleri.

 

Araştırmalar gösteriyor ki en eski şirketler, yaşama süresi en uzun olan insanların bulunduğu ülkelerde kendini gösteriyor. Tokyo Shoko Araştırma şirketinin sunmuş olduğu verilerde, Japonya’da 20,000 kadar şirketin ömrünün 100 yıla dayandığı belirtiliyor. Hatta bu şirketler için Japonca’da bir kelime bile türetilmiş: shinise!

 

Tokyo Shoko Araştırma merkezinin verilerine baktığımızda küçük aile şirketlerinin daha uzun ömürlü olduğunu görüyoruz; daha da önemlisi, bu şirketler satış stratejilerini sadece kazanç elde etmeye odaklı bir yapıda oluşturmak yerine bir çeşit değer ve vizyon yaratacak stratejilere odaklandığını görüyoruz.

 

Fakat buradan kesin sonuçlar çıkarmak istemiyoruz, çünkü biliyoruz ki her bir şirket farklı ülkelerin farklı kültür dinamiklerinde şekilleniyor ve farklı refleksler gösterebiliyor.

 

Örneğin, Japon şirketlerinin pek çoğunu aile şirketlerinin oluşturması pek de şaşırılacak bir gösterge değil. Doğu kültüründe aile bireylerinin birbirlerine daha bağımlı bir halde yaşadığını görebiliyoruz ki aile fertlerinden birinin evlenmesi o aileden ayrı yaşamasına neden olmuyorken, 18.yy sonrası bireye odaklanmaya başlayan batı kültüründe ise bu durum yavaş yavaş azalmaya başlamıştır.

 

Aile şirketleri Kobi’lere de hakimiyet sağlamakta; İngiltere’de Kobi’lerin %70’i aile şirketlerini oluşturuyor ve bu trend İsveç’te %79, Fransa’da %60, Almanya’da %83, Hollanda’da %75 iken Türkiye’de bu durum %95’lere kadar çıkabiliyor.

 

Kesin yargılarda bulunmamamız gerektiğini söylememizin bir örneğini bize Türkiye veriyor. Türkiye’de aile şirketlerinin varlığını gösteren oranlar genelde yüksek çıkabiliyor; fakat araşırmayı derinleştirdiğimizde bu şirketlerin hizmet süresinin şirketi kuran kişinin biyolojik yaşam süresi ile doğru orantıda devam ettiğini görüyoruz. Şirketi kuran kişiden sonra aile tarafından mal varlıklarının bölünmesi, ya da şirketin başka şirketler ile birleşmesi gibi durumlar gerçekleşebiliyor.

 

Türkiye'nin en bilinen ailelerinden Koç Ailesi. Şirketin otomotiv, bankacılık ve Finans, Gıda, Perakendecilik gibi alanlarda bir çok şirketi bulunuyor.

Türkiye’nin en bilinen ailelerinden Koç Ailesi. Şirketin otomotiv, bankacılık ve Finans, Gıda, Perakendecilik gibi alanlarda bir çok şirketi bulunuyor.

 

Kimlik

Vücut sistemimizde güçlü bir kimlik algısına sahip kök hücre adı altında çok hücreli yapılar bulunuyor. Örneğin bu kök hücreleri kendi ortamından alıp aynı vücut ısısında başka bir ortama koyduğunuzda, bu hücrelerin kendi kimliklerine benzer şekilde sıkıca sarıldıkları gözlemlenebiliyor.

 

Kök hücrelerinin bu kadar güçlü ve “kimlik”lerine bu kadar bağlı olmasının tek nedeni, içinde bulundukları evrim döngüsünün onları bu şekilde dönüştürmesine neden olmasıdır. Olağan dışı herhangi bir durumda bile yeni bir doku oluşturulmada ve vücudumuzdaki yaraların iyileşmesinde bu hücreler rol oynamayı sürdürebiliyor.

 

Şirketler söz konusu olduğunda da bu böyledir. Sizce niye insanlar Apple, Nike ya da Starbucks gibi şirketlere bu kadar hayran? Dünyanın en iyi materyallerini kullandıkları için mi? Hayır, bu tür markaların bu kadar iyi olmasının tek bir sebebi var; o da insanların zihinsel olarak neye ihtiyaç duyduklarını çok iyi bilmeleri ve bu doğrultuda kendilerine ait bir kimlik yaratabilmeleridir.

 

Kimlik, insanlar için sonradan öğrenilen bir kavramdır; her daim kırılgandır ve durağan değildir, her daim kültür ile çevreye göre değişkenlik gösterir. Bu yüzden her zaman kendimize bir çeşit “marka” edinme ihtiyacı duyarız ve Apple gibi şirketler de işte tam da bu hassasiyeti kullanarak pazarlama stratejilerini oluşturur. Apple sahibi olmak sadece elinizin altında bir telefonun bulunması değil, onun temsil ettiği tüm özellikleri içeren bir “kimlik” sahibi olmaktır.

 

 

 

Heterojenlik

Heterojenlik, ya da çok türelik, sadece bir nüans değildir; organik yaşamın ana karakteristik özelliklerinden biridir. Virüslerin yaşamaya devam etmesinin nedeni, yüksek mutasyon yetkinliğine sahip olmalarından ileri gelmektedir.

 

Sağlık sektöründeki ilerlemelerle virüsleri gün geçtikçe daha kolay atlatabilyoruz. Fakat elbette bu, virüslerin tamamiyle yok olacağı anlamına gelmemekte, çünkü her geçen gün bir virüs mutasyona uğrayıp yeni şekliyle hayata geçiyor. Yani genel olarak heterojenlik, doğal seçilimin harekete geçmesine olanak sağlayan bir rezervuarın doldurulmasında yardımcı oluyor.

 

Dayanıklılık söz konusu olduğunda, çeşitlilik şirketler için önem arz eder. Şirketlerin ürün ve hizmetlerini müşteri talepleri doğrultusunda kişiselleştirmelerine olanak sağlar. Fujifilm, heterojenlik üzerinden bir stratejiyle bizlere dayanıklılık örneği sunmaktadır.

 

 

90’lardaki kameralarda gerçekleşen yenilikler, fotoğraf alanında da bu sektörün dijital evreye geçmesine ön ayak oldu. Fujifilm, radikal reformlarla iş sahasını çeşitlendirerek bu gelişime dahil oldu . Yeni şirketlerle çalışarak, araştırmalara yatırım yaparak ve 40’tan farklı firmayı devralarak krizin üstesinden gelmeyi başardı. Bu arada Kodak ise araştırmacı bir efor sarf etmemiş ve müşterilerine farklı teklifler sunmayarak 2012 yılında iflasını kamuoyuna duyurmuştu.

 

Şirketlerin ölümlülüğü, günümüzde yükselen tehditlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunu yaratan dinamik etkenler, iş sahalarını daha da karmaşık hale getirmeye devam ediyor ki bu da öngörülebilir bir yakın geleceği imkansız kılmaktadır. Bu yüzden artık soru “Bu oyunu nasıl yenebiliriz?” değil “Bu oyunu nasıl daha uzatabiliriz?” olmalıdır.

 

Sonuç olarak, bir şirket olarak ayakta kalmak isteniliyorsa; günümüzün dinamiklerini çok iyi çözümleyerek değişime adapte olunmalı; bir kimlik yaratmayı hedefleyerek heterojenliği göz ardı etmemeliyiz. Elbette ki tüm bunlarancak dayanışma içerisinde gerçekleşebileceğinin de unutulmaması gerekiyor.

 

Cloudnames’te ne yapıyoruz

Online platformda en iyisi olmanız için gereken her şey için Cloudnames size yardımcı olabilir. Dijital hesaplarınızı, web sitenizi, Sosyal Medya Pazarlama ve diğer tüm karmaşık teknik detayların sizin yerinize yönetimini devralabilir, gelirinizi arttırmak üzere etkili bir büyüme adına size yardımcı olabiliriz.

 

Sadece mobil uyumlu modern bir web sitesi tasarlamıyoruz, müşterilerinizin de talepleri doğrultusunda hizmetler de sunuyoruz. Bunun yanında web sitenizi yönetiyor ve düzenli aralıklarla güvenlik sağlama ve güncelleştirme de sağlıyoruz..

 

Arama Motoru Optimizasyonu, Arama Motoru Pazarlama, Sosyal Medya Pazarlamanın yanında, e-mail ve banner reklamları gibi diğer online pazarlama kampanyalarıyla da ilgileniyoruz. Bunun yanında dijital gelir elde etmenizde size yardımcı olacak grafik tasarım, fotoğraf, video gibi diğer unsurlar da hizmetlerimiz arasındadır.

 

Bizimle irtibat kurmak için lütfen iletişim adreslerinizi bırakın!

 

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Makaleler

 

Web tasarım ve Sosyal Medya Pazarlama ile ilgileniyorsanız lütfen blog sayfamızı takip edin. Peki sizce neden şirketlerin ömrü gittikçe kısalmakta? Lütfen yorum köşemize yazarak bizi bilgilendirin ve aşağıdaki ikonu tıklayarak makalemizi arkadaşlarınızla paylaşın. Unutmayın paylaşmak önemsemektir!

 

 

Recent Posts

Leave a Comment

Start typing and press Enter to search

Girişimcilikte Yönetim ve Liderlik