İstanbul’a Aşık Olduk!

İstanbul yüzyıllardır bir çok farklı kültüre ev sahipliği yapıyor; bu yüzden şehrin her köşesinde tarihi eserlerle karşılaşmanız olağan. Türkiye’nin en canlı şehri olan İstanbul’da her türden insanın, şehrin her zevke hitap eden olanaklarıyla harika vakit geçirebildiğini görüyorsunuz. Doğu ve Batı’nın buluştuğu bu şehirde hiç unutamayacağımız bir deneyim yaşıyoruz. Umarız hoşunuza gider!

 

Her kültürden insanın yaşadığı bu eşsiz şehri hala ziyaret etmediyseniz; ama ileride gitmeyi düşünüyorsanız öncelikli olarak küçük bir araştırma yapmak, en azından geleneksel yemekleri hakkında fikir edinmek gerektiğini öğrendik.

 

Ülkenin en canlı şehri olan İstanbul’da, etrafınızda sık sık bir araya gelmiş arkadaş grupların neşesiyle karşılaşabiliyorsunuz. Metreler ötesinden gelen kahkahalar kulağınızı çınlatmaya değer! İnsanlar ise misafirperver ve her zaman yardıma hazır. Elbette bu herkesin iyi ve nazik olduğu anlamına gelmiyor, ama büyük bir çoğunluğu beklentilerinizi yükseltmenizde yardımcı oluyor.

 

Bazen kendimize “Ne yapmalıyım?” ya da “Niye bu böyle oldu?” gibi sorular sorabiliyoruz. Güzel olan şey ise İstanbul’da gezinirken her an moralinizi yükseltecek bir ‘işaret’ ile karşılaşabiliyorsunuz! Şimdi niye böyle olduğunu anlayacaksınız.

 

 

Gezilecek yerler

İstanbul tarihi eserlerle dolu çok eski bir şehir. Elbette ki tüm bunları bir gün içerisinde görmek imkansız! Tüm bu eşsiz yerleri gezmek için biraz zamana ihtiyacınız var. Hepsini kısa bir sürede tüketmek yerine biraz daha fazla zaman ayırın ve bu mistik şehri absorbe edin. Harika mimari özellikleriyle size ilk önerebileceğimiz yer Ayasofya olacak.

 

Araştırmalar gösteriyor ki Ayasofya, Justinyen İmparatoru tarafından 537 yılında Doğu Ortodoks katedrali olarak inşa edilmiş. Daha sonra Roma katedraline, Osmanlı işgalinden sonra ise camiye çevrilmiş. Bu eser Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri müze olarak işlev görmektedir.

 

 

 

İçeriye ilk adımınızı attığınız andan itibaren hat levhaları, mozaikleri ve çinileriyle büyüleyici görüntüsü gözlerinizi kamaştırmaya başlıyor. Yüksek mimarisiyle, büyüklüğü karşısında kendinizi küçücük hissediyorsunuz. Sonra ise, geçirdiği tüm savaşlar aklınıza geliyor; bir anda tüyleriniz diken diken oluyor ama tüm ihtişamıyla karşınızda sapasağlam durduğunu görmek ise heyecan verici!

 

Ayasofya’yı ziyaret ettikten sonra biraz da Hipodrom’u da dolaşıp yanıbaşınızdaki küçük şirin bir kafede, Türk kahvesinin tadına bakabiliyorsunuz. Türk kahvesi biraz espresso’yu andırıyor, ancak Küba kahvesinde olduğu gibi daha sert bir tadı var diyebiliriz.

 

Eğer kahve delisiyseniz, Haydarpaşa’nın eşsiz deniz manzarası eşliğinde her 22-25 Ekim arasında düzenlenen İstanbul Kahve Festivali’ne uğrayabilirsiniz. Festival alanında hem dünyanın çeşitli ülkelerinin geleneksel kahvelerini tatma imkanı bulurken, hem de deniz kıyısında harika bir manzara eşliğinde güzel müzik dinlemenin keyfini de çıkarabiliyorsunuz. Daha da iyisi tattığınız bu kahveleri satın alabilir ya da workshop’larına katlabilirsiniz. Yazının ilerleyen kısımlarında deneyimlediğimiz ve size önerebileceğimiz daha fazla etkinlik olacağını şimdiden söyleyelim!
Bu şehir bir çeşit kedi cenneti olmalı! Her yerde kedi ya da bir o kadar köpek ile karşılaşabiliyorsunuz. Nazikçe masanıza uğrayıp selam da verebilir, ya da trafik ışıklarını beklerken bir anda sevgi istediğini belirten hareketlerde de bulunabilirler. Şehir sakinlerinin bakımlarını üstlendiği bu kedilerin çoğu evcil, o yüzden biraz şevkat göstermekten sakın geri kalmayın; ya da simitinizden bir miktar vererek onları besleyebiliyorsunuz.

 

Karşılaştığımız diğer popüler sokak kültürü ise simit satan satıcılar. Simit, daire şeklinde susamla kaplı bir ekmek çeşidi. Yanında krem peyniri veya bal ile yiyebilirsiniz. Taze ve çıtır olan bu atıştırmalık gayet lezzetli!

 

Gidip görülebilinecek diğer bir seçenek ise Yeraltı Sarnıcı. Aklınızda bulunsun, Yeraltı Sarnıcı, Topkapı Saray’ı, Sultanahmet Camii ve diğer bir çok gezilecek tarihi yerleri İstanbul’un Tarihi Yarımada’sında bir arada bulabilirsiniz.

 

İstanbul büyüleyici bir şehir, ama yer üstünde olduğu kadar yerin altında da bir o kadar keşfedilecek harika yapıtlar bulunuyor. Yaraltı Sarnıcı bunların en büyüğü. Hatta biz bu yeri, James Bond’un ‘Rusya’dan Sevgilerle’ filminden hatırlayoruz.

 

Uzun sütunlarla kaplı bu karanlık ve kasvetli yerde, Medusa’nın kafasının bulunduğu sütun temelleri de bulunuyor. Gözyaşı şeklindeki bir sütun ise tüm dileklerin gerçekleştireceğine inanılıyor.
Gerçek bir Osmanlı saltanat hayatını keşfetmek istiyorsanız kesinlikle Topkapı Sarayı‘na gitmelisiniz! Bu mimari şahaser, 1860 yılına kadar tüm Osmanlı sultanlarının ve onların haremlerinin evi olarak kullanılıyordu. Sarayın içi, dördü avlu olmak üzere beş mimari kısıma ayrılıyor. Hiç şüphesiz en çok ilgi, sarayın Harem bölümü. 400 odaya sahip olan Harem, Sultan’ın cariyeleri, eşleri, çocukları ve diğer aile bireyleri için ayrılmış bir bölüm.

 

 

 

İlgilenebileceğiniz Diğer Makaleler

 

İstanbul’un her bir köşesi ilham verici! İstanbul ile ilgili deneyimlerimizi beğendiyseniz bize yorum yazabilir ve arkadaşlarınız ile paylaşabilirsiniz. Unutmayın paylaşmak önemsemektir!

Recent Posts

Leave a Comment

Start typing and press Enter to search

Apple Teknolojisi Müzikten İlham Alıyor